DOĞUM SONRASI DEPRESYON
DOĞUM SONRASI DEPRESYON

Doğum sonrası depresyonu (kısaca DSD) doğum yaptıktan sonra oluşan bir depresyondur. Depresyon bazen hamilelik sırasında başlar, ancak doğum sonrası depresyonu olarak adlandırılabilmesi için, doğumdan sonra da devam etmesi gerekir. Doğum sonrası depresyonu çok yaygındır ve doğum yapan her yüz kadından 10-15�inin buna maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Birçok kadın bu konudaki duygu ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmadığından dolayı, gerçek rakam aslında bundan daha fazla da olabilir.
Bebek stresi
Bu çok sık rastlanan bir durumdur ve buna �bebek stresi� adı verilir. Bu hafif bir depresyondur ve doğumdan sonra her on kadından sekizinde görülür. Anneler �bebek stresi� yaşarken, çok duygusal olurlar ve sebepsiz yere ağlarlar. Yeni anneler aynı zamanda çok endişeli, gergin ve yorgun olurlar ve uyumakta zorluk çekerler. Doktorlar, doğum sırasında hormon seviyesindeki ani değişikliklerin �bebek stresine� sebep olduğunu düşünmekteler, ancak, buna sebep, doğum travması ve yeni bir bebeğin getirdiği zorluklar gibi, daha farklı sebepler de olabilir. Doğum sonrası, toparlanmak için dinlenmeye en çok gereksinim duyduğunuz ancak, bir türlü dinlenmeye vaktinizin olmadığı bir zamandır! Bu stres bir iki gün sürer ve geldiği kadar da çabuk yok olur. Bu stres, uzun süre devam etmezse veya daha da kötüleşmezse, (bu durumda doğum sonrası depresyonu olarak adlandırılır) endişelenecek bir durum değildir.
Doğum Psikozu
Doğum sonrasında kadınların karşılaştıkları sorunlardan ikincisi çok daha az yaygındır. Buna doğum veya doğum sonrası psikozu denir. Bu her bin yeni anneden birinde görülen, doğum sonrası depresyonundan daha ciddi bir durumdur. Sorunlar genelde doğumdan sonraki iki hafta içinde, ciddi ruh hali ve davranış bozuklukları şeklinde, aniden ortaya çıkar. Doğum sonrası psikozu geçiren kadınlar, çok fazla gergin olurlar, kafaları çok karışıktır, ve genelde kendileri ve/veya bebekleri ile ilgili çok rahatsızlık veren inanışları vardır. Bu kadınların bir uzman psikologa gitmeleri ve derhal doktorlarından yardım istemeleri gereklidir. Genel tedavi ilaçla tedavi şeklindedir ve bir anne ve bebek unitesinde kısa süre kalmayı gerektirir. Unutmayın doğum sonrası psikozu, yeni bir anne ve ailesi için korkutucu bir durum olmasına rağmen, bu tedavi çok etkilidir ve çoğu hasta tamamen iyileşir.
Doğum sonrası depresyonunun belirtileri nelerdir?
Kadınlar, çoğu aşağıda belirtilmiş olan, birçok belirti tanımlamışlardır. Bu belirtiler, yeni bir bebeğin çokça bakıma ve özene gereksinim duyduğu bir sırada, size çok fazla gelebilir. Aşağıdakiler, doğum sonrası depresyonu geçirdiğiniz zaman ortaya çıkabilecek belirtilerden bazılarıdır.
Duygu ve düşünceler
Üzgün hissetme, mutsuzluk, çaresizlik
Fazlaca ağlamak veya ağlayamamak
Kendini değersiz hissetme
Ruh halinin sıkça değişmesi
Suçluluk hissetmek
İlginin azalması
Mutluluk/eğlencenin azalması
Gergin veya panik olmak ve endişelenmek
Ters ve kızgın hissetmek
Bebeğinize duymak istediğiniz duyguları hissedememek
Vücutta oluşan ve fiziksel olan belirtiler
Enerjinin azalması ve aşırı yogunluk
Uyku bozukluğu
Genel yavaşlama veya
Yerinde duramama, gergin ve rahatlayamama
Cinsel ilişkiden soğuma
İştahda değişiklikler - çok fazla veya çok az yemek yemek
Düşünceler - insanlar depresyona girdikleri zaman, olumsuz düşünme ve hüzünlü olma konusunda uzmanlaşırlar.
kendi kendini eleştirmek - �Anne olarak hiç bir işe yaramıyorum.�, �Çok kötü görünüyorum.�, � Bu kitapcığı anlayamıyorum, aptal olmalıyım.�
Endişelenmek - �Bebek yeterince beslenemiyor.�
Ani sonuçlara varmak - �Herşey benim suçum.�
Herşeyin en kötüsünü beklemek - �Herşey yanlış gidecek - hiçbirşey düzelmeyecek, hep yanlış gidecek.�
Umutsuzluğa kapılmak - �Bu işin sonu yok. Bazan bensiz herşey daha iyi olurdu diye düşünüyorum.�
Başkaları hakkında düşünceler - �Herkes başarıyor. Ben kimsenin umurunda değilim.�
Ve bütün dünya - �Bir çocuk yetiştirmek için ne korkunç bir yer……�
Düşünme - depresyon düşünmeyi daha farklı şekillerde de etkiler.
Konsantrasyon bozukluğu
Kara verememek
Karışık, net olmayan düşünceler
Davranışlar
İnsanlardan uzaklaşma ve evden dışarı çıkmama
Önceden yapmaktan zevk aldığınız şeyleri yapmama
Günlük hayatın gerektirdiği görevleri yapmama - veya gereğinden fazla yapma
Karar vermeyi erteleme
Tartışma, bağırma, kontrolü kaybetme
Eğer, yukarıdaki kutulardan birkaçını işaretlediyseniz, ve son iki haftadır veya daha uzun zamandır böyle hissetti iseniz, bir çeşit depresyon yaşıyorsunuz demektir. Eğer, bu durum doğum yaptıktan sonra birkaç hafta veya ay içinde ortaya çıktıysa, doğum sonrası depresyonu yaşıyor olmanız büyük olasılıktır.
Yardım istemeli miyim?
Eğer, doğum sonrası depresyonu yaşıyorsanız, bunu anlamanız ve yardım istemeniz önemlidir. İnsanlar genelde doğum sonrası depresyonunu anlamakta zorluk çekerler.Bu çok büyük değişikliklerin olduğu bir zamanda ortaya çıkar, ve yeni anne olanlar neyin normal olduğunu veya ne beklemeleri gerektiğini bilemezler. Sorun yavaş yavaş büyüyebilir ve genelde anneler doğum sonrası depresyonunu yaşadıklarını anlamakta zorluk çekip, sorunun kendi eksikliklerinden kaynaklandığını düşünebilirler. Aynı zamanda, doğum sonrası depresyonu yaşayan kadınların çoğu, bu durumdan utanırlar ve belirtileri başkalarından saklamaya çalışırlar. Doğum sonrası depresyonu yaşadığınızı ne kadar erken anlarsanız o kadar iyi olur, çünkü tedavi yöntemleri etkilidir ve kendinize yardım etme çareleri vardır. Doğum sonrası depresyonunun çok yaygın olduğunu ve her beş kadından birini etkilediğini unutmayın. O yüzden lütfen, aile doktorunuzdan yardım isteyin.
Doğum sonrası depresyonu konusunda en fazla riske kimler maruz kalır?
Doğum yapan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayabilir. Ancak, bazı durumlarda daha fazla riske maruz kalabilirsiniz. Bunlara aşağıdaki durumlar dahildir:
Eğer daha önce depresyon yaşadıysanız
Eğer doğum yapmak size çok zor geldi ise veya sizin için çok travmatik geçtiyse
Eğer ilişkinizde sorun yaşıyorsanız
Eğer hayatınızda daha başka zorluklar varsa
Eğer size yardımcı olabilecek aile ve arkadaşlardan ayrı kalmışsanız veya çevrenizden izole edilmişseniz
Eğer kendi anneniz size yardımcı olmak üzere yanınızda değilse
Ancak, bu sorunlarla karşılaşan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayacaktır demek değildir.
Doğum sonrası depresyonuna neler sebep olur?
Bir bebek sahibi olmak büyük bir değişikliktir. Yeni anneler, biyolojik, fiziksel, duygusal ve toplumsal değişiklikler yaşarlar. Doğum sonrası depresyonunun bütün bunların karışımından ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bundan daha farklı gerginlikler yaşanıyorsa, bunlar da doğum sonrası depresyonuna katkıda bulunur.
Biyolojik değişiklikler
Doğum beraberinde hormonal değişiklikler de getirir. Doğum sonrası depresyonu buna bağlı olabilir.Bu olayın bir parçası olabilir ancak, kanıtlat sadece hormonal değişikliklerin doğum sonrası depresyonuna sebep olmadığını göstermiştir. Kişiye özel ve toplumsal olaylar da önemlidir. Ancak, bu durumda sakinleştiriciler veya daha başka ilaçlar etkili olabilir. Bu durumda doktorunuza danışın.
Fiziksel değişiklikler
Sadece doğum çok yorucu olabilir, ve bazan fiziksel sorunlara sebep olabilir; örneğin, sezeryan sonrası ameliyat ağrıları gibi. Bunu atlatmak herzaman kolay değildir. Birçok gereksinimi olan bir bebeğe bakmak, dinlenmenize engel olabilir, yeterince uyku uyuyamadığınızı fark edebilirsiniz. Eğer, daha büyük çocuklarınız varsa, onlar da bebeğe tepki gösterip daha fazla dikkatinizi çekmeye çalışabilirler. Bu da sizi daha da yorabilir. Belki de, iştahınız yerinde değildir ve yeterince beslenemiyorsunuzdur. Bütün bunlarla, fiziksel olarak zayıf düşmek çok doğaldır. Birçok kadın doğumdan sonra kendilerine güvenlerini kaybedebilirler ve vücutları değiştiği ve kendilerine bakmaya vakitleri olamadığı için, daha az çekici olduklarını düşünebilirler. Aynı zamanda, doğum sonrası depresyonu geçiren kadınların çoğu, depresyonlarından dolayı hissettikleri zayıflık hissini kapatmak için, kendilerinin ve bebeklerinin görünüşlerine çok önem de verebilirler. Kendinizi iyi hissetmediğiniz zaman, iyi görünmek ve gülümsemek de fiziksel olarak çok yorucu olabilir!
Duygusal değişiklikler
Kadınlar, bebekleri doğduğu zaman, genelde hissetmeyi umdukları şeyleri hissetmezler. Bebeklerini ilk kucaklarına aldıkları zaman, kadınların büyük bir kısmı, büyük bir �annelik sevgisi� hissetmezler. Bazı anneler bebeklerini ilk görüşte severler, ancak bazıları da daha sonradan bebeklerini sevmeyi öğrenirler. Burada en önemli nokta, eğer doğum beklentilerinizi karşılamıyorsa çok hayal kırıklığına uğramamaktır. Ve doğrudur, birçok kadın doğumdan sonra daha da duygusallaşır, bu yüzden de olaylar ters gittiğinde normalde gösterecekleri duygusallık da fazla olacaktır.
Toplumsal değişiklikler
Bebek sahibi olmak birçok şeyi değiştirebilir. Yeni bir canlının talepleri, sosyal faaliyetlerinizi zor duruma sokabilir. Yeni bir bebek sahibi olmak aynı zamanda anne-babaların ilişkilerine, bir çift olarak beraber vakit geçirmelerine mani olabilir. Artık aileler anne-babalarına yakın oturmadığından dolayı, yeni anneler, çevrelerinde onlara yardımcı olabilecek çok fazla kişi bulamayabilir ve kendilerini yalnız hissedebilirler. Özellikle kendi annelerinin desteğini göremeyenler bu durumu zor bulabilirler. Hatta çevresinde aile ve arkadaşları olanlar bile bazan belli yardımları istemekte zorlanabilirler. Gazeteler, magazinler ve televizyon, bize anne olmayı harika bir şeymiş gibi gösterirler, ancak zorluklarından pek bahsetmezler. Medyadan ve başkalarından annelikle ilgili duydukları şeyler sonucunda, kadınlar anneliğin �harika� bir zaman olduğunu düşünürler. Herkesin doğal yollardan doğum yaptığını, ve hemencecik ve kolaylıkla anne olduğunu düşünürler. Bu da yardım istemeyi zorlaştırabilir. Ancak, bu annelikle ilgili mitler, çoğu insan için gerçeklerden çok uzaktır. Doğum yapmak çok stresli olabilir ve anne olmak da, hayatta öğrendiğimiz her yeni rol gibi, öğrenmemiz gereken bir roldür. Şimdiki zamanda, kadınlardan, geçmişteki annelerden, beklendiğinden daha şey beklenir. Kadınlar işe gitmeye alışık olduğundan evde yalnız kaldığında yalnızlık hissedebilir ve meslektaşları ile olmayı özleyebilirler. Ancak, işe dönmeye karar verirlerse, iş ve anneliği yürütmenin çok zor olduğunu düşünebilirler.
Hayatta başka zorluklar
Hayatta, daha önce veya o anda, zorluklar yaşayan kişilerin, doğumdan sonra doğum sonrası depresyonu geçirmeye daha yatkın olduklarını biliyoruz. Örneğin: daha önce düşük yapmak, kendi annenizi kaybetmek, maddi sorunlar, ev sorunları gibi. Sonuç olarak, strese sebep olan en büyük etken değişikliktir, ve hayatınızı bir bebek kadar değiştiren başka bir şey daha olamaz.
Neler yardımcı olabilir?
Unutmayın, her zaman yardım istemek mümkündür - ve aynı zamanda kendinize yardımcı olmak için atabileceğiniz adımlar vardır.
İlk adımlar
Birşeylerin yanlış gittiğini kabul edin
Eşinizle ve/veya arkadaşınızla veya akrabanızla ne hissetiğiniz hakkında konuşun
Unutmayın İYİLEŞECEKSİNİZ
Doktorunuzla veya sağlık ziyaretçinizle konuşun
İlaçlar yardımcı olabilir mi?
Depresyon ilaçları gerçekten de yardımcı olabilir, ancak bebeğinizi emzirirken ilaç alamayabilirsiniz. Bu konuda doktorunuza danışın. Bu ilaçlar, özellikle depresyondan kaynaklanan, iştah kesilmesi, uykusuzluk, halsizlik gibi fiziksel belirtileri gidermede faydalı olabilirler. Eğer, doktorunuz size depresyon ilaçları yazarsa, ilaçların etkisini göstermesinin iki hafta kadar zaman aldığını unutmayın. Bu ilaçların normalde bağımlılık yapmadığına inanılmakla birlikte, her ilaçda olduğu gibi aniden kesmemek gerekir. Reçetede belirtilmiş miktarın tamamını almak önemlidir, bu da genelde altı ay kadardır. Eğer, doktorunuz ilaçların size yararı olacağını düşünüyorsa, sizinle görüşürken, bu konuların hepsini sizinle konuşacaktır.
İlaçların yan etkisi olacak mı?
Bazı kişiler, ağız kuruluğu veya yorgunluk gibi yan etkiler yaşayabilirler, ancak, bu belirtiler birkaç hafta içinde kaybolur. Belirtiler kaybolana kadar, bolca su içmek ve şeker emmek faydalı olabilir. Bu yan etkiler çok hoş olmamasına rağmen, sonuçta göreceğiniz faydaya değer olacaktır. Özellikle depresyon ilacı almak , konuşma tedavisi gibi,diğer tedavilere olumlu şekilde yardımcı olabilir. Doktorunuz bunu sizinle tartışacaktır.
Terapi hakkında ne söylenebilir?
Araştırmalar, doğum sonrası depreyonunda, konuşarak tedavinin çok etkili olduğunu göstermiştir. Sağlık ziyaretçiniz, belkide bu konuda eğitilmiş olan, bu konuda konuşmanızın en faydalı olacağı kimsedir. Veya doktorunuz, sizi mahalle doktorunuza yakın bir yerde bir konuşarak tedavi uzmanına veya psiko terapi uzmanınaveya toplumsal psikolojik hemşiresine sevk edebilir. Konuşarak tedavi uzmanınız, sizinle geçmişinizde, sizi rahatsız eden ve şimdiki durumla ilişkisi olan olaylar hakkında konuşabileceği gibi, nasıl hissettiğiniz ve neler düşündüğünüzle ilgili de konuşabilir.
Kendi kendime nasıl yardımcı olabilirim?
Size kendinizi daha iyi hissettirebilecek bazı pratik adımlar vardır.
Duygularınızla ilgili konuşmak önemlidir. Eşinizle konuşmak zor gelebilir, ancak duygularınızı sürekli kendinize saklarsanız, eşiniz de kendini soyutlanmış hissedebilir. Bu, özellikle cisel ilişkiden soğuduysanız doğru olur, bu da depresyon geçiren kişilerin çoğunda görülür.
Her gün, bütün gün boyunca yalnız kalmamaya çalışın. Arkadaşlarınızı ve başka anneleri görmeye özen gösterin. Sağlık ziyaretçiniz, size çevrenizdeki yerel guruplar ve başka kadınlarla nerelerde karşılaşabileceğiniz hakkında bilgi verebilir. Bazan çok faydalı olabilecek destek guruplarıyla karşılaşabilirsiniz. Aynı zamanda pratik ve duygusal konularda destek sağlayabilecek gönüllü kurumlar da vardır (adresler için bu kitapcığın sonuna bakınız).
Size teklif edilen her türlü pratik yardımı kabul edin. Yardım isterken utanmayın veya kabul ederken suçluluk hissetmeyin. Ağır depresyon geçiren kadınların, bazı ev işleri veya çocuk bakımı konusunda yardım almaya hakları olabilir.
Mükemmel evkadını olmaya çalışmayın. Evin mükemmel şekilde derli toplu olup olmadığı önemli değildir. Yapmanız gereken işleri en aza indirmeye çalışın.
Mümkün olduğunca çok dinlenin, çünkü yorgunluğun depresyonu arttırdığı düşünülmektedir.
İyi beslenin.
Kendinize zaman ayırın. Bu tamamen hayalci gelebilir, ama uzun bir banyo, bir yürüyüş, veya yarım saatliğine bir magazin okumak bile dinlenmenizi sağlayabilir.
Ekzersiz özellikle faydalı olabilir.
Daha başka ne yapabilirim?
Depresyon, düşüncelerimizi ve duygularımızı ve sonuç olarak davranışlarımızı etkiler, bu yüzden de, bu değişiklikleri yapmak zordur. Aşağıdaki teknikler, aynı zamanda depressif düşünce, duygu ve davranışlarımızı yenmemizi sağlayabilir.
1.Günlük bir plan yapmak
İnsanlar depresyonda oldukları zaman genelde hiç bir şey yapmak istemezler. Hergün yapacakları şeylere karar vermeyi zor bulabilirler ve sonuç olarak çok az şey yapmayı başarırlar. Eğer böyle bir sorununuz varsa, bunun üstesinden, yapmak istediğiniz şeylerin listesini ve sonra da, bunları nasıl yapacağınız konusunda bir plan yaparak bunların üstesinden gelebilirsiniz. İşe, listedeki en basit şeylerle başlayın ve kendinizden çok fazla şey beklemeyin. Listenizdeki şeyleri sıradan geçirin ve yaptığınız şeyleri işaretleyin. Günün sonunda, listenize bakıp başardığınızı şeyleri görebileceksiniz. Fiziksel ekzersiz ve aktiviteler, ruh halinizi düzeltebilir. Biraz biraz bunları günlük planınıza koyun. Komşular, arkadaşlar ve akrabalarla görüşmek de faydalı olabilir. Kendinizden çok fazla şey beklememeyi unutmayın. Size daha önce kolay gelen şeyler şimdi çok zor gelebilir. Olduğunuz yerden başlayın ve iyi olduğunuz zamanki halinize gelene kadar yavaş yavaş kendinizi geliştirin.
2. Başarılar ve yapmaktan hoşlandığınız şeyler
Depresyonda olan kişiler genelde neler başardıklarını ve neleri yapmaktan hoşlandıklarını unuturkar. Pekçok kişi, genelde farkında olduklarından çok fazla şeylerle uğraşırlar. Planınıza, günlük bütün yapacaklarınızı yazdığınız zaman, yapmaktan hoşlandığınız şeylerin karşısına H, başardığınızı düşündüğünüz şeylerin karşısına da B harf koyun. Fazla alçak gönüllü olmamaya çalışın. Depresyon geçirenlerin kendi başarılarını görememe gibi bir sorunları vardır.Kendinizi sürekli eski halinizle kıyaslamayın, yapmayı başardığınız şeyler için kendinizi övün. Depresyonda olduğunuz zaman herşey zor gelebilir, herşeyin dikkate alınması ve ödüllendirilmesi gerekir, o yüzden günlük hayatınıza hoş olaylar koymaya çalışın. Kendinizi ödüllendirin-faydasını göreceksiniz.
3.Hisleri değiştirmenin ABC�si
Doğum sonrası depresyonu geçiren birisinin moral bozukluğuna sebep olabilecek, bulanık düşünceleri vardır. Bu depresyon geçiren herkes için geçerlidir. Son zamanlarda sizi üzüp depresyona sebep olan bir olayı düşünün. Bu olayda üç ayrı bölümü görebilirsiniz.
Olay
Olay hakkında sizin düşünceleriniz
Olay hakkındaki duygularınız
Birçok kişi sadece A ve C�nin farkındadırlar. Bir örneğe bakalım. Düşünün, yapabileceğiniz herşeyi yapmanıza rağmen bebeğiniz ağlıyor ve bir türlü susmuyor.
Olay - bebek ağlıyor, susmuyor
Düşünceleriniz - Buna dayanamıyorum. Onu sarsmak istiyorum. Kötü bir anneyim. Bebeğimi hak etmiyorum.
Duygularınız - depresyonda, suçluluk.
Çok depressif! Kendinizi kötü hissetmeniz, şaşılacak bir şey değil! A. B ve C adımlarının farkında olmak çok önemlidir. Çünkü bir olay hakkında düşüncemizi değiştirebiliriz ve bunun sonucunda da, olay hakkında nasıl hissettiğimizi değiştirebiliriz.
4.Dengeleme
�Dengeleme� denemek için çok kullanışlı bir tekniktir. Olumsuz, eleştiren bir düşünceye sahip olduğunuz zaman, bunu kendiniz hakkında olumlu bir gerçekle dengeleyin. Örneğin Düşünce: �Kötü bir anneyim.�, �sağlık ziyaretçim, gerçekten iyi olduğumu söylüyor, ve bebek iyi gelişiyor.� gerçeği ile dengelenebilir. Elbette, bunu söylemek yapmaktan daha kolaydır. Olumsuz düşündüğünüz zaman, bu düşünceleri bir tarafa atmak kolay değildir, ancak olumsuz düşünceyi olumluyla değiştirmek zamanla kolaylaşacaktır.
5.Çift sütun tekniği
Size daha başka yardımcı olacak bir teknik de, otomaktikman gelen olumsuz düşüncelerinizi bir sütuna yazmak - ve, herbirinin karşısına, daha dengeleyici olumlu bir düşünce yazmaktır.
Örneğin,
Otomatik olumsuz düşünce dengeleyici düşünce
Herşeyle başa çıkamıyorum - evim karmakarışık, İyiyim. Evin herzamankinden biraz daha az toplu olması sorun değil.
Bunu daha da ileri götürüp olaylarla ilgili bir günlük tutabilirsiniz, duygu ve düşünceler. Biraz aşağıdaki tabeleya benzeyebilir. Daha dengeli düşünceler bulmak için, tanımlanan yaklaşımları kullanın. Bahsedilenlere yakın düşünmenin getireceği hatalar konusunda dikkatli olun.
Olay Duygu veya düşünce Kafanızdaki düşünce Daha başka dengeli düşünceler
Örnek: Hastanedeki annelerden birisi beni görmemezliğe geldi Kötü ve depressif Benden hoşlanmıyor, zaten benden kimse hoşlanmıyor Belki de dalgındır - ben de benden hoşlanmadığı konusunda çok çabuk yargıya vardım.
6.Detayları hatırlamaya çalışın
Araştırmalar bize depresyon geçiren bir kimsenin detayları hatırlayamadığını ancak, �Zaten hiçbir şey beceremedim bugüne kadar.� gibi, genel ifadeler kullandığını belirtir. İyi zamanları ve güzel deneyimleri hatırlamak için, detayları hatırlamak üzere, kendinizi eğitmeye çalışın. Bir günlük tutmak bu konuda yardımcı olabilir. �Salı günü arkadaşıma yardım ettim.�, �Eşim geçen hafta yaptığım işlerden dolayı bana iltifat etti.�, gibi, olumlu olayların bir listesini yapmaya çalışın.
7.Zor sorunları çözmek
Bazan yapmamız gereken zor ve karışık işler bize fazla gelebilir. Bu olayları çözerken kullanabileceğimiz bir yaklaşım, olayı tamamlamak için yapmamız gerekenleri basamak basamak tanımlamak, ve sonrada her basamağı tek tek ele almaktır. Depresyonda olduğunuz zaman küçük sorunlar bile, çözülmesi zor görünebilir. Eğer, özellikle zor bir sorunla karşı karşıyaysanız, geçmişte buna benzer bir sorunu başarıyla çözdüğünüz bir zamanı hatırlayın ve aynı yöntemi kullanın. Veya bir arkadaşınıza bu durumda ne yapacağını sorun. Bütün çözümleri, size saçma gelenler de dahil, bir kağıda yazın. Mümkün olduğunca yaratıcı olamaya çalışın. Ne kadar fazla çözüm bulursanız, o kadar size uygun olanı bulma şansınız olur. Bütün çözümlerle ilgili eksi ve atrıları hesapladıktan sonra, size en uygun oldupunu düşündüğünüz çözümü seçin.
8.Uzun süre inandığınız şeyler
Bazen kişilerin, örneğin, �ben çok zeki birisi değilim.�, veya �Ben çok sevilen birisi değilim.� gibi çok eleştirel olan kendilerine ait uzun zamandır inandıkları görüşler vardır. Bu düşünceler genelde geçmiş yaşantımıza ait, aslında pek de gerçek olmayan düşüncelerdir. Kendinizi olumsuz eleştirmeyi bırakmaya çalışın, kendinizi aşağılamayı bırakın ve bu düşünceleri yanlış çıkaracak kanıtlar bulmaya çalışın.
NORMAL DOĞUM MU? SEZARYEN Mİ?
NORMAL DOĞUM MU? SEZARYEN Mİ?

Anne adaylarının çoğu sezaryeni seçiyor. Oysa normal doğum bebek ve anne için daha yararlı. Üstelik sanıldığı kadar zor da değil.
Hangi doğum sağlıklı?
Türkiye�de kadınların yüzde 80�i sezaryenle doğum yapıyor. ABD�de ise bu oran sadece yüzde 20. Doktorlar kadınların sezaryeni tercih etme nedeni olarak korkuyu gösteriyor. Sağlık ve maliyet açısından bakıldığında normal doğum sezaryene göre çok daha avantajlı.
Neden sezaryen?
Sezaryene büyük bir ameliyat gibi bakılması gerektiği belirtilirken anne ve bebeğin koşullarının uygun olması halinde normal doğum yapılması öneriliyor. Bazı anne ve babalar çocuğun burcunun istedikleri gibi olması için veya doğumu daha önceden belirledikleri özel bir güne denk getirmek için sezaryene başvurabiliyor.
Normal doğumun avantajı
Sezaryenin hem annenin hem de bebeğin anestezi alması demek olduğu unutulmamalıdır.Normal yolla doğumun avantajları şöyle sıralanabilir:
“Bebek annenin karnındayken, su içinde yüzer pozisyondadır ve bu nedenle akciğerleri suyla dolmuştur. Normal doğumda önce bebeğin kafası, ardından basınçla göğüs kafesi çıkar. Bu sırada bebeğin ciğerlerindeki sıvı boşalır ve ağlamaya başlar. Ağlamayla birlikte akciğerlere hava gider. Oysa sezaryende basınç olmadığı için bebek ciğerlerindeki suyu atmadan doğuyor. Sezaryenle doğan bebek, normal yolla doğan bebeğe oranla üç gün boyunca daha hızlı nefes alıp veriyor ki ciğerlerindeki sıvıyı atabilsin. Ayrıca sezaryen yöntemiyle doğumda bebek anestezi aldığı için uyanmıyor, emzirmeye daha geç başlanıyor. Oysa ki ideal olan, bebeğin doğduktan sonra ilk yarım saatte emzirilmesidir.” Dr. Özgeneci, gerekmedikçe sezaryenle doğum yapmanın annenin sağlığını da olumsuz etkileyebilecek yönleri olduğunu şöyle anlattı: “Doğumdan sonra ağrı olduğu için anne hayata geç başlayabiliyor. Normal doğum yapan anne ve bebeği yaklaşık 24 saat sonra taburcu edebilirken, sezaryende bu süre 72 saattir. �Bebeğin sarılığı var mı, solunumu iyi mi, annede bir sorun görülüyor mu?� Bütün bu risklerin düşünülmesi gerekiyor. Sezaryenle doğum yapan annelerin uzun süre ağır işlerden kaçınması gerekiyor. Çünkü dikiş yerlerinde ağrılar da oluyor. Sezaryenle doğum yapan anneler normal doğum yapanlara göre de daha geç kilo veriyor.”
DOĞUMA HAZIRLIK EĞİTİMİ
DOĞUMA HAZIRLIK EĞİTİMİ

Her ne kadar dünyaya bir bebek getirmek yani doğum, kadın için normal ve doğal bir olaysa da, eğer kadınlar bilinçli olarak doğuma hazırlanmazlarsa pek de kolay bir olay değildir. Bizler biliyoruz ki doğum sırasında bir kadın yaklaşık 3 kg ağırlığında bir bebeği doğum kanalından geçirerek dışarıya çıkarmaktadır. Eğer bir kadın usulüne göre doğuma hazırlanmazsa ve doğum eylemi sırasında olacaklar önceden bilinmezse, ciddi sıkıntılar çeker. Ama usulüne göre eğitilmiş ve hazırlanmış kadınlar için doğum son derece mutlu bir olaydır ve kişinin kendine güvenini arttırır.
Gebelik öncesi eğitimde amaç, doğum sırasında olacaklar, hekim ve yardımcı personelin yapacakları işlemler konularında anne adayını eğitmek ve ekibin bir parçası olan gebeyi kendine düşenler konusunda bilgilendirip, usulüne göre uygulamasını sağlayacak beceri oluşturmaktır. Böylece anne adayı doğum sırasında ürkek, pasif ve ne olacağını bilmeden beklemek yerine doğum ekibiyle uyum içinde kendine düşen görevleri yapacaktır. Bu da anne adayını çocuk doğurmanın ve anne olmanın ne kadar güçlü bir duygu olduğu konusundaki düşüncelerini güçlendirecektir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar bize hep göstermiştir ki; belli prensiplerle eğitilmiş tüm anne adayları doğumu normal ve doğal bir olay gibi algılamaktadır.
Doğumun başladığına işaret eden kasılmalar başladıktan sonra doğumun tüm aşamalarını bilen anne adayı için her olay bir sonraki olayın habercisi gibi algılanacak, mutlu son yaklaşıyor diye sevinecek ve bu süreç içinde olanları anlayış ve güven ile karşılayacaktır. Aksi halde her olaydan sonra � eyvah arkasından ne gelecek?� diye korkacaktır. Bu olayı kabaca şöyle düşünebiliriz. Bir yerden bir yere giderken eğer yol güzergahını biliyorsak her şey bize kolay gelir ve her yeni gelinen noktadan hedefe şu kadar yaklaştık diye düşünürüz. Bilmediğimiz yol daima uzun ve korkuludur. Eğer kadınlar doğuma bilinçli hazırlanmazlarsa doğum hakkında bilinçsiz kişilerden öğrendikleri ile daima doğuma korkuyla yaklaşırlar.
Gebeler annelerinden, arkadaşlarından, kitaplardan hatta filmlerdeki ağrılı doğum sahnelerinden aldıkları yetersiz yanlış bilgilerden, mutlaka bilinçli bir şekilde doğruya yönlendirilmelidir. Hele doğum hakkındaki bilgileri korkunç doğum hikayelerine ve dayanılmaz doğum sancılarına dayanıyorsa, anne adayı doğum anı geldiğinde kendini bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde korkunç bir serüvenin içinde bulacaktır. Anne adayı kendini çaresizce bu serüvenin içine bırakacaktır. Bu durum şaşkın,çaresiz baba adayını da etkileyecek ve çok sevdiği kişinin acı çektiğini ve çaresizliğini, yardım edememenin acısını taşıyacaktır.
Her kişi vücudunda alışılmışın dışında bir olay olduğunda bu olaya bir şekilde yanıt verir. Doğum kasılmaları başladığında kadında ağrı olacak ve gebe buna refleksle yanıt verecektir. Nasıl yanıt vereceği öğretilmezse herkesin ağrı karşısında verdiği uygun olmayan yanıtı verecektir.
Yani her doğum sancısı sırasında kendini bilinçsiz şekilde kasacaktır. Tıpkı iğneden korkan kişilerin iğne yapılırken verdiği reaksiyon gibi. İşte bu gerginlik hiç ağrı olmasa bile, insanlarda ağrı oluşturur. Buna korku �gerginlik-ağrı çemberi diyoruz. Diğer bir deyişle hiçbir neden yoksa bile kişi kendini gerer, bu da ağrıya neden olur.
Gerilmiş, korkmuş bir kadının ne yapacağı belli olma ya nefesini tutar ya da aşırı nefes alıp verir ve bu da vücuttaki oksijen dengesini bozar. Bu vaziyette belli bir süre geçiren gebe her geçen zaman dilimi içinde daha gergin, daha yorgun olur ve sonunda kendini kaybeder. Yeterince eğitilmemiş kadınlarda doğum sancıları (uterus kasılmaları) sanki daha uzun sürüyormuş gibi gelir. Sancının başlangıcı ve bitişi hakkında bize doğru bilgi veremez. Korku, gerginlik geçen her saat gebe kadını bitirir, her ağrı daha şiddetli hissedilmeye başlar ve kontrolü giderek güçleşir. Bütün bu saydıklarımız yani korku, bilgisizlik, çaresizlik, gerginlik, oksijen dengesinin bozulması ve yorgunluk doğum eyleminin yükünü dayanılmaz hale getirir. Her yeni ağrıyı daha şiddetli hissetmeye ve ağrısız geçen süreler içerisinde yeni ağrılar gelecek diye korkuya, paniğe neden olur. Çevresindekilerin dikkatini çekmek ve onlardan yardım istemek için, içinde bulunduğu durumu abartmaya başlar.
Eğer doğum ekibi deneyimsizse, ekibin paniğe kapılmasına ve yanlış karar almasına yol açabilir. Eğer doğum ekibi deneyimli ve sabırlı ise, bu kez de gebenin yakın çevresi tarafından haksız yere gerekli müdahaleyi yapmamakla suçlanır.
LAMAZE YÖNTEMİ
Lamaze yöntemi, bir gebeyi; duygusal ve bedensel yönden bilinçli bir şekilde doğuma hazırlar. Hazırlanmış bir gebe böylece doğuma, korku yerine tatlı bir heyecan ve neşeyle yaklaşır. Doğum sırasında bebeğin anne karnından dışarıya hangi mekanizma ile çıkacağını, hangi kaslarını niçin kastığını, hangi organların nasıl ve niçin açıldığını, bebeğin doğum kanalında nasıl ilerlediğini bildiğinden, doğumun hangi safhasında olduğunu daima fark ederek doğum ekibinin verdiği bilgileri rahatlıkla anlayacak, her safhada psikolojik olarak hazırlanmış, fizik olarak güçlü bir organizmayla bilinçli bir şekilde cevap verecektir. Böylece işler daha da kolaylaşacaktır.
Lamaze yönteminin esası, ünlü Pavlow� un şartlı refleksine dayanır. Pavlow� un köpeği ile yaptığı deneyler sonucu ortaya çıkan şu prensibe dayanır: bir kişinin beyni, belli bir uyarıyı kabul edip, analiz etmek ve doğru olan cevabı vermeye göre eğitilebilir. Bu yöntemi Lamze�den önce uygulayan Rus psikologlar, bu yönteme � Psikoprofilaksi� adını verdiler. Kabaca, beynin yani bilincin korunması demektir. Onlara göre bir gebe kadın doğru eğitilirse rahim kasılmalarına amaca yönelik akılcı cevap verecektir. Bu araştırmacıların yaptığı çalışmalar sonucunda bilinçli eğitilmiş gebeler her rahim kasılmasında korku ve kendini sıkmak yerine, gevşeme ve bilinçli nefes almayla cevap vermiş, bu kadınların doğumları son derece kısa sürmüş ve kolay olmuştur.
Hatta, bu yöntemle doğum yapmış kadınlar, doğum sırasında �Hiç acı hissetmedim� diyecek kadar ileri gitmişlerdir. Rus bilim adamları 1950 yılında Paris�te bu deneyimlerini bir kongrede anlatmışlar ve Paris�te bir kliniğin direktörü olan Dr. Lamaze bu teknikle hemen ilgilenmiş ve öğrenmek amacıyla Rusya�ya gitmiştir. Rusya�dan döner dönmez Ruslar �ın orijinal tekniklerine yeni nefes teknikleri ilave etmiş ve Fransa�da ağrısız doğum denilen bir tekniği başlatmıştır. Daha sonra bu teknik tüm dünyaca benimsenmiştir ve ABD�de Lamaze kliniğinde uygulanan yöntemlere bazı ilaveler yapılmış ama yönetimin adı değişmemiştir.
Her ne kadar bazı kişiler Lamaze yöntemi ile hazırlandıktan sonra doğum sırasında hiç ağrı çekmediklerini söyleyecek kadar ileri gitmişlerse de; bu asla herkesin ağrı çekmeyeceği anlamına gelmez. Kesinlikle ağrı daha az olacaktır ve bu ağrılar dayanılabilir boyuttadır. Ama yine de bazen ağrı kesicilere ihtiyaç olabilir. Yine tüm gebe kadınlar şunu iyice bilmelidirler ki, Lamaze yöntemi ile hazırlanmış gebelerde sezaryen ve müdahaleli doğu, hazırlanmamış kadınlara göre çok daha az olacaktır. Ama bu asla doktor müdahalesi olmadan doğum olacak anlamına gelmez. Bazen doktor müdahalesine rağmen sezaryen gerekebilir. Ama bilinçli hazırlanmış hasta hem müdahalenin niye yapıldığını bilecek, hem de doğum ekibine yardımcı olacaktır. Tabi bizim amacımız sağlıklı bir bebek doğurtmak, annede komplikasyonsuz bir doğum gerçekleştirmek, bu olaydan tüm ailenin bilinçli bir şekilde mutluluk duymasını sağlamaktır.
Eğer doğum olayının gerçekleşmesi için sezaryen gerekiyorsa buna da hazır olmalıyız. Bazen hekim ağrıları azaltmak için ağrı kesici ilaçlar verebilir, çünkü bazı durumlarda ne kadar eğitilmiş olursa olsun gerekli önlemler alınmazsa gebeler ağrı duyabilir. Bu da anne adayının Lamaze yöntemi hakkındaki olumlu düşüncelerini negatif olarak etkileyebilir. Büyük bir olasılıkla doğum normal olsa da bazı faktörleri ağrıların daha çok olmasına yol açabilir. Gebe kadının fizik yapısı, ağrı eşiği, bebeğin büyük veya küçük olması, kasılmaların şiddeti, doğum sırasında olabilecek komplikasyonlar,ağrıların algılanmasında önemli faktörlerdir. Eğitilmiş gebe bu anormallikleri hekimden önce fark eder ve uyarır. Eğer önce hekim fark ederse paniğe kapılmaz, anlayışla karşılar ve gerekli önlemleri de alır.
Eğitilmiş gebe ağrı duysa bile bu ağrıya panikle karşılık vermez. Başlayan doğum eylemini anlayışla karşılayıp, görevine bilinçli bir şekilde konsantre olarak başarıya ulaşacağına inanır. Buna karşın eğitilmemiş gebeler pasif, çaresiz ve kızgındırlar.
Birçok kişinin düşündüğü gibi Lamaze yöntemi doğal doğum şekli olarak algılanmamalıdır. Bu yöntemle kadınlar şartlı refleks prensibiyle ağrıya pasif, endişe, korku çemberiyle yaklaşmaz. Belli bir eğitim sonunda bilinçli olarak yaklaşır.
EĞİTİM BİR KADINA NE KAZANDIRIR ?
Bize göre en büyük kazanç bir kadının hayatındaki en önemli olayda bilinçli ve aktif rol oynamasıdır. Anne olmanın tüm safhalarını bilinçli yaşayarak idrak etmesi anneye başarının tatmin ve mutluluğunu verecek,her başarılı kişi gibi kendisiyle övünecektir. Ayrıca doğum anından korkmayacak doğuma bilinçli ve güvenle yaklaşacak, kontrolü kaybetmeyecek,güçlü duracaktır.
Ayrıca tüm doğum eylemine şahit olmuş ve ekibin parçası olan baba da bu muhteşem olayda aktif rol almanın hazzını tadacaktır.
Çoğu yerde olduğu gibi unutulmuş pasif bekleyen kişi olmaktan kurtulacak ve doğumda eşine yardım ederek eylemde aktif olarak rol alacaktır. Çoğu kez anneler, babalara oranla çocuklarına daha düşkünlerdir. Anneler çocukları için kendilerini kolayca feda edebilirler.
Eğitim ile doğuma hazırlanmış ve doğumda aktif rol oynamış babaların çocuk sevgileri neredeyse annelik duygusu kadar güçlüdür. Ayrıca bu babaların doğumdan sonraki mesleki yaşantılarında başarılarının belirgin şekilde arttığı ve kendine olan özgüveninin güçlendiği gözlenmiştir. Bir erkek için, özellikle de sorumluluklarının bilincinde sevgi dolu bir erkek için, aileye bir bebek kazandırma amacıyla eşinin ne denli sıkıntılara katlandığını görmek çoğu kez eşine karşı büyük bir saygı ve hürmet duymasına neden olur, hele kendisinin de bu çorbada tuzunun olduğunu hissetmesi özgüvenini arttırır.
Hazırlanmış çiftlerde doğum komplikasyonları çok daha az olur. Doğum daha kısa sürer, daha az ilaç kullanılır. Bebekler daha sağlıklı olur ve daha ilk günden annesi ile babasının beraber olduğu uyumlu bir sevgi ortamında doğmanın hazzını tadar.
Tüm bu eğitim sırasında anne, baba, doktor, ebe ve doğum ekibi birbirini daha iyi tanır ve birbirlerine karşı güvenleri artar. Sonuçta güvenli bir ortamda neşe dolu bir doğum olur.
DOĞUMA HAZIRLIK
Gebeler doğuma hazırlanırken, doğum eylemi ve doğum sırasında neler olacağını iyice öğreneceklerdir. Ayrıca kendi vücudunu doğum sancıları sırasında nasıl kontrol edeceği konusunda gerekli teknikleri öğrenerek deneyim kazanacaktır. Örneğin ağrı geldiğinde kendisini kasıp çaresiz beklemeyecek, bilinçli bir şekilde gevşemeyi ve sakin olmayı öğrenecektir. Yine her kasılma sırasında kasılmanın şiddeti veya zamanına bağlı olarak özel nefes alma tekniğini uygulayacak ve böylece oksijen seviyesini kontrol altında tutabileceklerdir. Her kasılma sırasında yapması gerekenleri bilecek, böylece beyni bu olayla meşgul olduğu için daha az ağrı hissedecektir.
Bilinçli kişi ağrının başlangıcını, en şiddetli anını, bitişini bilinçli bir şekilde ayıracak ve her iki ağrı arasındaki zamanda doğru bir şekilde istirahat etmeyi ve adalelerini dinlendirmeyi öğrenip, doğum sırasında hala bilincini koruyarak, güçlü ve enerjik kalacaktır. Yine bu ağrılar ve ağrılar arası süreçte daima yanında bulunan eşin çaresiz ve panik içinde olmayacak, akıllı bir şekilde gebeye yardım edecektir.
Bu amaca göre eğitilmiş gebe için, her ağrı korku ve çaresizliğin başlangıcı değil,mutlu sona erişmek için iş yapma vaktidir. Bilgi özgüven, gevşeyebilme, nefes alma teknikleri ve enerjisini koruyabilme sanatı gebe kadına doğum eylemi sırasında bilinçli ve aktif rol oynama şansı verecek, kendini ekibin bir parçası gibi hissetmesini sağlayacak ve bu mutlu sonda yalnız anne olmanın zevkini değil böyle bir olayda aktif rol oynamanın da başarı ve tatminini yaşayacaktır. Ayrıca aynı duyguları eşi de paylaşacaktır.
Yapılan çalışmalarda bu tür doğumlarda bulunmuş eşlerin çocuk sevgileri ve aile bağları çok daha güçlü olmakta ve boşanmalar daha az olmaktadır.
DÜZ BİR KARIN IÇİN NELER YAPMALI?
DÜZ BİR KARIN IÇİN NELER YAPMALI?

Dümdüz bir karın herkes için mümkün… Bunun için spor ve egzersiz yapmak çok önemli. Bir önemli nokta da şişkinliği önlemek için beslenmeye dikkat etmek. Sindirimi kolaylaştırmak için önemli birkaç altın noktayı derledik. Şiş bir karınla dolaşmamak istiyorsanız, okuyun ve uygulayın derim.
Şişkinlik yapan yiyecekleri açken yemeyin Hepimiz farklıyız; bazılarımıza şişkinlik ve sindirim zorluğu yaşatan besinler bir diğerimiz için hiç bir problem yaratmayabilir. Siz de şişkinlik yapan besinleri yememektense onları ne zaman yemeniz gerektiğini öğrenin! Bazı besinler yemeğin başlangıcında veya öğün aralarında aç karnına yenirse şişkinlik yapabilir. Örneğin, kavun, yemek öncesi sizde şişkinlik yapıyorsa, yemekten sonra yiyin. Büyük olasılıkla hiç bir sorununuz olmayacaktır.
Çiğ sebze yemekten kaçının Çiğ sebzeler pişmişlere oranla şişkinlik yapmaya daha meyillidir. Böyle bir sorununuz varsa, sebzeleri pişirerek yiyin. Ama asla fazla pişirmeyin; vitamin değerlerinden kaybederler. Yarı pişmiş, buharda pişirilmiş veya püre hale getirilmiş halde tüketin.Sebzelerinizi buharda pişirin Buharda pişirmek besinlerin kaynar suyla temas etmemesi, dolayısıyla besin değerlerini daha fazla korumaları açısından önemlidir. Bir tencerede su kaynatın ve diğer tencereyi üstüne oturtup pişirmek istediğiniz besinleri içine yerleştirin. Bu yöntem şişkinlik yapmaya meyilli (lahana, karnabahar, soğan, pırasa, sarımsak gibi) besinlerin daha kolay hazmedilmesine yardımcı olur.
Lahana, karnabahar ve brokoli yerken… Bu üç sebze vitaminler ve antioksidanlar açısından çok zengindir. Ama içerdikleri kükürt ve lifler nedeniyle kolay hazmedilmezler. Bu üç sebzeyi buharda pişirmek besleyici özelliklerini kaybetmemesi açısından en uygun yöntemdir. Yalnız, pişirme esnasında kapak kapatmayın ki uçucu kükürt elimine olsun. Ayrıca, lahananın dış yapraklarını kullanmayın, daha lifli ve serttirler.Kuru fasulye ve nohut Kuru fasulye ve nohut en fazla şişkinlik yaratan ve gaz yapan besinlerin başındadır. Bu nedenle pişirmeden önce mutlaka 2 saat yumuşamaları için suda bırakın. Mümkünse daha sonra kabuklarından ayırın. Ayırmıyorsanız, bir kaç dakika haşlayıp, ilk suyu dökün. Iyi pişirin ve yavaş yavaş, iyice çiğneyerek tüketin.Yemek saatlerine sadık kalın Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği saatlerinizi sabitleyin. Öğünlerinize en az yarım saat ayırın. Asla hızlı, stresli ve geçiştirerek yemeyin ve hiç bir zaman öğün atlamayın.
Tokluk hissinize saygı gösterin Doyduğunuzu hissettiğiniz anda yemek yemeği bırakın. Çoğumuz zevk için, alışkanlık olarak veya stresle savaşmak için açlık hissetmesek de yemeğe devam ederiz; kendinizi sakının!Çok içmekten kaçının Özellikle masada oturarak, fazla miktarda, lifi yüksek içecekler içmeyin. Midenizde şişkinlik yaratırlar.
Karnınızdan nefes alın Karnınızdan nefes almayı ve rahatlamayı öğrenin: günde 2 kez, sabah ve akşam, yere uzanın, ellerinizi midenizin üzerinde birleştirin ve bir çok kez derinden ve karnınızdan nefes alıp verin.Ağzınız doluyken konuşmayın?
BEBEĞİNİZ VE İLK BANYOSU
BEBEĞİNİZ VE İLK BANYOSU

Çoğu anne baba bu ilk banyodan çok korkarlar; çünkü bebek de bu ilk banyosunda anne babasına hiç de yardımcı olmayacaktır. Hüsrana uğramayın. Çoğu hastanelerde bebek bakımı için bilgiler verilmektedir.
Eğer böyle bir yardım bulamazsanız, annenizin ya da başka bir arkadaşınızın ya da akrabanızın yardımını isteyebilirsiniz. Birkaç banyodan sonra, artık banyo yapmak sizin ve bebeğiniz için çok kolay olmaya başlayacaktır.
İlk aylarda bebeği sabahları, özellikle beslenmeden önce yıkamak daha rahat olacaktır; çünkü, bebek bu esnada daha sakin olacaktır. Bazı anneler, akşamları bebeğin babası eve geldiğinde onun da yardımıyla yıkamayı tercih ederler.
Bebeği ne sıklıkta yıkayacağınız size bağlıdır. Bazı doktorlar her gün yıkamayı önerirken, bazıları özellikle bebeğin cildinin kurutulmasının zor olduğu kış aylarında, iki günde bir banyoyu uygun görmektedirler. Bebeğin bezi ve ağzı her gün iyice temizlendiği sürece, bebek günlerce banyo yapmadan durabilir.
Mutfak, bebeği yıkamak için en uygun yerdir. Çünkü çoğu evde, özellikle soğuk kış günlerinde, mutfak en uygun ısının bulunduğu yerdir.
Narin ve küçücük bir bebeği yetişkin insanların banyosunda yıkamak bazı anne ve babalar için zor ve rahatsızlık verici olabilir. Dolayısıyla, çoğu anne babalar banyolarına bir de bebek için kullanılabilen banyo küveti alırlar. Büyük kaplar ya da leğenler de bu iş için kullanılabilir. Küçük bir küvetle de rahat edemiyorsanız, bebeği süngerle silmek suretiyle banyo ettirebilirsiniz. Çoğu doktorlar, bebeğin göbeği iyileşene kadar, süngerle silmek suretiyle banyo yaptırmayı daha uygun görmektedir.
Banyo yaparken dikkat edilmesi gereken, her şeyi önceden hazırlamaktır. Bebeğinizi banyoda bir an bile yalnız başına bırakmayınız. Bebeğin banyo küveti, hele içinde su varsa, bebeğin yalnız bırakılması halinde ölümcül zararlar verebilecek bir yerdir. Anne ve babalar bebeklerini banyoda hiçbir zaman kendi haline bırakmamalıdır. Bırakın, telefon ya da kapının zili saatlerce çalsın. Bebeğinizden sizin dikkatinizi ayıracak hiçbir şeyle ilgilenmeyin. Bu yüzden, önceden planlama yapmak çok önemlidir. Gerekli olan şeyler şunlardır: Sabun, yıkama bezi, havlu, pamuk, losyon ya da pudra (bunlar gerekli değildir ama güzel kokmak için kullanılabilir), temiz bebek bezi, çamaşır, gecelik ya da uyku elbisesi.
Banyo küvetine su doldurduktan sonra (üç beş santimetreden daha yüksek su doldurmayın), suyun yeterince sıcak olup olmadığını anlamak için bileğiniz ya da dirseğinizle suyu kontrol edin. Su yeterince ılık olmalı, fazla soğuk olmamalıdır. Bazı anne babalar banyo için bir termometre kullanırlar. Eğer termometreniz varsa, suyun sıcaklığının 32.5 ile 37.5°C arasında olmasına dikkat ediniz.
Bebeği soyun. Başını bileğinizle destekleyin ve bu elinizin parmaklarıyla bebeği koltuk altlarından kavrayın; daha sonra banyoya sokun. Önce yüzünü yumuşak bir bezle yıkayın, sabun kullanmayın. Bebeğin gözlerini yıkamak için, temiz suya daldırılmış hidrofil pamuk kullanın. Bebeğin başını haftada bir ya da iki kez şampuanla yıkamak yeterlidir. Bebeğin başının saçlı kısmını yıkarken hafif bir sabun ya da şampuan kullanınız. Sabun ya da şampuan artıklarını kuru sünger vasıtasıyla temizleyin. Suyu, bebeğin yüzünden aşağı dökmemeye dikkat ediniz.
Bebeğin yüzü yıkandıktan sonra, vücudunun geri kalan kısmını sabunlayın. Çoğu anne-babalar, bir elleriyle bebeği kavramış durumda oldukları için bebeğin vücudunu, banyo bezi yerine diğer elleriyle sabunlamayı tercih etmektedirler. Bebeğin bezinin kapladığı alanı ilk önce yıkayınız.
Sabunlu alan, suyla durulandığında, bebeğinizi yumuşak banyo havlusuna almak için iki elinizle kavrayınız. Eğer bebeğin göbeği henüz iyileşmemişse, doktorunuz bu bölgeyi alkolle silmeyi önerebilir.
Bebek kurulandıktan sonra, losyon ya da pudra kullanmak isteyebilirsiniz. Bebeğin cildi kuru ise losyon, bebeğin cildi nemli ise pudra kullanılmalıdır. Çoğunlukla ikisi de gerekli değildir. Pudra kullanırsanız, kutuyu doğrudan üzerine püskürtmeyiniz, çünkü toz zerreciklerinin biraraya gelmesi bebeğin cildini rahatsız edebilir. Pudrayı önce bebekten uzakta elinize döküp, daha sonra bebeğin vücuduna yavaşça yayınız. Bebek yağı kullanmayınız. Bu, cilt problemlerine neden olabilir.
