Kategoriler
Sponsor Bağlantılar
Eylül 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  
Arşivler
Etiketler

Arşiv ‘Kişisel Gelişim’

 Sayfa 1 - 17  1  2  3  4  5 » ...  Son » 

PostHeaderIcon MEGALOMAN NEDİR?

MEGALOMAN NEDİR?

MEGALOMAN NEDİR?

Megalomani, bir kimsenin kendi bedensel, cinsel, toplumsal ve zihinsel yeteneklerine aşırı değer vermesidir. Bu ruh hali kişinin kendi olanaklarına övünürcesine aşırı değer vermesinden büyüklük hezeyanına kadar uzanır. ‘Megalomani’ye, paranoya ve mani vakalarında ya da bunama süreçlerinde rastlanır. Bu son durumda çoğu kez saçmalama biçimini alır.

Megalomani, ya da büyüklük hezeyanı, kişinin kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasıdır. Derin bir ruhsal sorunun belirtisidir. Megalomani, kendi başına bir hastalık değilse de oldukça şaşırtıcı bir psikolojik durumdur. Büyüklük hezeyanları kişinin, yetenekleri, nitelikleri ve yaşantısı hakkındaki mantıksız inançlara dayanır. Megalomani, kendini önemseme duygusunun gerçekliğe dayanıp abartılı bir biçim alan, aşırı bir özgüven değildir.

Bookmark/share with AddInto

PostHeaderIcon KLEPTOMANİ

KLEPTOMANİ

KLEPTOMANİ

İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur. Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir.
Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler. Tarihte Fransa kralı 4. Henry ve Sardunya kralı Victor un bu özelliklere sahip olduğu bilinmektedir.
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.
Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.

Bookmark/share with AddInto

PostHeaderIcon KORKULAR TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

KORKULAR TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

KORKULAR TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Korkuların tedavisi
Toplumun yüzde 25-30′unun fobisi olduğunu belirten uzmanlar, hayatı kâbusa çevirebilen bu korkuları yenmenin mümkün olduğunu söylüyor. Doktor kontrolünde ilaç kullanımı ve bilişsel davranışçı terapi ile kaygı yaratan durumla başa çıkmanın yolları öğretiliyor, gevşeme teknikleri ile tedaviye destek sağlanıyor.
Fobi nedir?
Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, eyleme veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya ‘fobi’ denir. Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı kaygı duyar. Fobiler normal korkulardan yoğunluk, süre, mantık dışılık ve yeti kaybına neden oluşu ile ayrılırlar.
Fobilerin görülme sıklığı nedir?
Fobiler en yaygın psikiyatrik hastalık grubudur. Araştırmalarda toplumda yüzde 10 oranında fobik olduğu söylenmekle birlikte, tahminen bu değer yüzde 25-30 dolayındadır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni, bu kişilerin hastalıklarının farkında olmaması ve tedaviye başvuruların az olmasıdır. Fobik durumlar kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür.
Sık görülen fobiler hangileri?
Hayvanlar (yılan, köpek, kuş), böcekler (örümcek, arı), yükseklik korkusu asansör korkusu, uçağa binmek ya da araba kullanmak, kan görmek veya iğne yaptırmak en sık görülen fobiler arasında sayılabilir.
Fobi belirtileri nelerdir?
Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında kaygı belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Çarpıntı, yüz kızarması, titreme, bulanık görme, nefes darlığı, ağız kuruluğu gibi belirtiler görülebilir.
Fobi nedenleri nelerdir?
Fobilerin ailesel olduğu konusunda kanıtlar vardır. Yaralanma ve kan korkusunda ailesel ilişki daha güçlüdür. Basit fobiklerin akrabalarında bu hastalığın görülme olasılığı üç-dört kat daha fazladır.
Fobik davranış başka hangi bozukluklarda görülebilir?
Şizofreni veya major depresyonda değişik fobik belirtiler olabilir. Obsesif kompulsif bozuklukta (takıntı), kirlenme ve bulaşmayla ilgili fobik kaçınma sık olarak izlenir. Travma sonrası stres bozukluğunda, hasta ilk travmaya benzeyen durumlarda fobik belirtileri taklit eden belirtiler gösterir.
Tedavi edilmeyen fobilerde seyir nasıldır?
Tedavi edilmeyen olgular süreğen ve dalgalanan bir seyir gösterir. Çocukluk çağı ve erken ergenlik döneminde başlayan özgül fobiler düzelme ve kaybolma eğilimi gösterir. Belirtilerin başlamasından beş yıl sonra olguların yaklaşık yarısı belirtisiz olmaktadır. Ergenlik döneminden sonra başlayan fobiler uzun süre devam eder.
Fobilerin nedenleri nelerdir?
Fobilerin gerçek nedenleri bilinmiyor. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte, aynı fobi türünde de kişiden kişiye değişiklik görülür. Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik ve çevreseldir. Bazı fobilerde genetik yatkınlık fazladır. Bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin hormonlarının salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir. Verilen ilaç tedavileri de bu maddelerin salınımını veya bedensel duyarlılığı azaltmaya yöneliktir. Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlantılı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teorileri mevcuttur. Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir.
Fobi tedavisinin basamakları nelerdir?
Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan kaygıyı azaltmaktır. Antidepresan ilaçlarla birlikte değişik psikoterapi yöntemleri uygulanabilir. Fobilerde en sık kullanılan terapi türü bilişsel davranışçı terapidir. Bilişsel davranışçı terapide en sık kullanılan teknik yüzleştirme tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek, ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Gevşeme teknikleri ve nefes eğitimi tedaviye yardımcı unsurlardır. Tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve kişinin özelliklerine göre değişir. İlaç tedavisine yanıt ilk birkaç haftada alınır. Ancak tam düzelme daha uzun zamanda gerçekleşir. İlaçlara bir yıl devam etmek gerekir.

Bookmark/share with AddInto

PostHeaderIcon PSİKOTERAPİ

PSİKOTERAPİ

PSİKOTERAPİ

Psikoterapiye kimler gitmeli?Psikoterapiye herkes gidebilir. Burada amaç, bir hastalığın tedavi edilmesi de olabilir, basit bir sorunun çözümü de olabilir. Analitik psikoterapinin farkı nedir?Özellikle analitik yöntemlerle çalışan terapist için amaç derinlemesine ve temel ruhsal dinamiklerin ortaya çıkarılabileceği bir çalışma yapmaktır.
Terapide süre ne kadardır?
Böyle bir çalışmanın aylarca sürebileceğini terapiye gelen kişi bilmelidir. Ama terapinin uzun süre devam etmesi bir zorunluluk değildir.
�İyileşme � ne kadar zamanda olur?
Genellikle ilk on-yirmi seans içinde belirgin bir iyileşme gözlenmektedir (semptomatik).Ama bu kadar kısa bir sürede terapist henüz kendi gözlediği ve yaşadığı dinamiklerin bir kısmının terapi ilişkisinde ortaya çıkmasını sağlayabilir. Bu süre içinde ne hasta, ne terapist daha derinlemesine bir sorunları ele alış pozisyonuna girememişlerdir. Gerçek anlamda bir iyileşmeden söz etmek için terapi alan kişinin terapistle işbirliği içinde kendi dinamikleri üzerinde aylarca çalışması gerekmektedir. Bu süre bence uzun bir süre değildir, çünkü kişiye yıllarca ve belki hayatı boyunca taşıyacağı çatışmalı , gerilim sağlayan bir düzeneği sonlandıracak , kişinin kendi içinde çatışma için harcadığı bu enerjiyi kendisinin ve sosyal çevresinin yararı için bağımsız hale getirecek bir olanak sağlamaktadır.
Psikolog ne demek psikiyatrist ne demek?
Psikolog liseden sonra psikoloji bölümünde okumuş kişiye denir. Ama terapi yapabilmesi için klinik psikoloji eğitimi alması gerekmektedir. Ayrıca hasta tedavisi ile ilgili bir stajı bitirmiş olması da gerekir. Psikiyatrist ise liseden sonra tıp fakültesini bitirip, daha sonra asistan olarak bir psikiyatri servisinde çalışan ve buradan uzmanlığını almış kişidir.
Psikoterapiyi kimler uygular?
Analitik terapi konusunda eğitim almış psikologlar veya psikiyatristler psikoterapi uygulayabilirler.İyi eğitim almış, klinik tecrübesi olan bir psikolog analitik terapiyi uygulayabilir.Veya iyi eğitim almış bir psikiyatrist analitik terapiyi uygulayabilir.Ama psikiyatri hastalıklarla uğraşır. Dolayısıyla ruhsal bir hastalığın tedavisi psikoterapi olmayabilir. Veya psikoterapi sınırlı bir alanda düşünülebilir. Basit bir ilaç tedavisi hızlı bir iyileşmeyi sağlayabilir.İlk görüşmenin psikiyatristle yapılması ve eğer tıbbi veya ilaçla müdahale edilebilecek ruhsal bir rahatsızlığı yoksa, psikolog tarafından takip edilmeleri hata yapılma riskini azaltacaktır.
Terapide nasıl bir ilişki kuruluyor?
Terapi ilişkisi çok zengin bir ilişkidir. İçinde arkaik büyücü- şaman ruhunu da taşır, ama içinde modern bilim dünyasının elemanları da vardır. Hasta kendi sorununu hem yaşar hem de ondan uzaklaşarak ona dışarıdan terapistle birlikte bir gözlemeci olarak bakar. Terapist hem hastasına hem dışarıdan bakar, hem de onunla empatik bir ilişki kurmaya çalışır. Bazen terapiye gelen insanlar, terapisti yakın dostları ile kıyaslarlar. Onlara da pek çok şeyi anlatmaktadırlar. O zaman neden bu iş için üstüne para verip terapiste gelsinler ki ?
Terapiyi insanın yakınları ile dertleşmesinden ayıran özellikler nelerdir?
Terapi bir çok bakımdan yakın ilişkilerin özelliklerini taşır. Ama temel motivasyonunun sorun çözmeye yönelik olması. Bunun için bir tekniği ve bir teorisi olması, tıp felsefe psikoloji gibi bir çok disiplini bu amaç için kullanması, yapılandırılmış bir ilişki olduğu için yanlış anlaşılma olasılığının göreceli olarak az olması terapi ilişkisini diğer ilişkilerden ayırır.
Bir seansın süresi ne kadardır? Başka kurallar var mı?
Bir seansın süresi 45 veya 50 dakika kadardır. Bu süre içinde terapist bir şey yiyip içmez. Telefonlara cevap vermez. Operasyonel ve dikkatli bir pozisyonda hastasını dinler. Aynı kısıtlamalar hasta için de geçerlidir. Burada amaç çalışmanın disiplinini sağlamak. Ruhsal çatışmaları çözmek için operasyonel �çözümleyici olabilecek bir düzlemde kalmaktır. Sorunları anlatarak çözmek gibi olumlu bir tutumun yerine, sorunları eyleme geçerek doyum sağlayarak arttıracak durumları azaltmaktır.
Terapist bana ne yapacağım mı söyleyecek?
Hayır terapist çoğu zaman ne yapacağınızı söylemez. Analitik terapi açısından bakıldığında bir kişiye ne yapacağını söylemek ona yol göstermeye çalışmak doğru bir tutum değildir. Terapiye gelen kişinin kararını kolaylaştırıcı araştırma ve tartışmaya terapist hazırdır. Ama kararı kişinin vermesi gerekir. Ama davranışçı terapi analitik terapiden farklıdır. Burada terapist size ödevler verir ve ne yapacağınızı söyler.
Davranışçı terapi ne demek?
Bu teknikte terapi süresi kısadır. Sadece belirtilere (semptom) yönelik çalışılır. Örneğin sizin köpek korkunuz varsa, hasta ve terapist birlikte oluşturdukları ödevlerle bu korkunun üzerine gitmeye çalışır. Bu terapinin nihai varacağı nokta köpekten kaçmayacağınızı ona dokunabileceğiniz vs bir durumdur. Aslında davranışçı terapi de bile kararlar birlikte alınır.�Terapistin hastaya ne yapacağını söylemesinin�, kişinin bir zamanlar anne ve babasının sorunlarını çözmesi için ona ne yapmasını söyledikleri durumdan kaynaklanan fantastik bir düşünce biçimi olduğunu sanıyorum.
Terapistim yalnızca beni dinliyor ?
Burada da kişi bir doyurulma (oral) ihtiyacını anlatmaktadır. Terapi alan kişide terapist de karmaşık entegre devrelerin �yolların, ilişkilerin olduğu insan ruhunda çalışırken sabırlı olmak zorundadırlar.
Analitik terapinin varacağı son nokta nedir?
Analitik terapi bütün bilimsel disiplinler gibi kolay anlaşılması için karikatürize edilmiştir. Bezen psikiyatristler ve psikologların bazıları bile bu terapiyi bir karikatür gibi görüp eleştirirler.Ben aslında anneme aşıkmışım� Ben aslında babamı öldürmek istiyorum�Belki bu sonuçlar terapinin konusu olabilir ama bu düşüncelere varıncaya kadar geçilen aşama bu düşüncelerin kendisinden daha önemlidir. Aslında benim şahsi kanaatim, terapinin varılan sonuç yargılarından çok, ruhsal mekanizmanın nasıl işlediğini anlamaya çalışan ona varış şekli daha önemlidir.
Ruh hastalıkları nasıl oluşuyor?
Ruhsal hastalıklar iki düzeyden kaynaklanarak oluşur. Bir bedensel (organik) parçası vardır.Bir de psişik (ruhsal) parçası. Çok özel durumlar haricinde daima bu ikisini bir arada düşünmek gerekir.Eğer sinir hücreleri aşırı hassas bir duruma gelirse, bundan ruhsal duruma bağlı olarak A kişisinde bu bir hastalık olarak ortaya çıkabilir. B kişisinde bu yalnızca bir hoşnutsuzluk olarak ortaya çıkabilir.Bedensel düzeyde hormonlar, genetik yapı , alkol, esrar vs maddeler, zehirler, yaşlanma, kazalar vs hastalık oluşturur.Psişik düzeyde ise ruhsal hastalıkların çoğunu romatizmal hastalıklara benzetebiliriz. Romatizmal hastalıklarda temel prensip vücudu savunan savunma (immün) sistemin yanlışlıkla düşmanlara (mikrop, hatalı hücre vs) değil de vücudun kendine saldırmasıdır.Ruhsal mekanizmanın da önemli bir kısmı savunma sistemidir. Buradaki savunma mekanizmaları insanın kendi ruhuna saldırmaya başlarsa romatizmal hastalıklar gibi ruh hastalıkları ortaya çıkmaktadır.

Bookmark/share with AddInto

PostHeaderIcon SOSYAL FOBİK Mİ OLDUK?

SOSYAL FOBİK Mİ OLDUK?

SOSYAL FOBİK Mİ OLDUK?

‘Ya saçmalarsam, ya benden sıkılırsa’ diye korkmayın ve bir an önce bir uzmana gidin!Çünkü sosyal fobi hastalığının en etkili tedavisi erken teşhis!Medical Park Bahçelievler Hastanesi’nden Psikolog Şebnem Turhan; sıkça görülen ama çoğu zaman ‘kişilik özelliği’ denilerek geçiştirilen ’sosyal fobi’ ile ilgili bilgiler verdi:
“Sosyal fobi; toplumda sık görülen, erken yaşlarda başlayan, tedavi edilmediğinde uzun yıllar devam eden ve kendiliğinden ortadan kalkma olasılığı çok düşük olan, ’sosyal ortamlardan korkma’ halidir. Sosyal fobinin temel özelliği; kişinin kendisini göz önünde hissettiği durumlarda, ‘küçük düşürücü’ bir şeyler yapma korkusu duymasıdır.
YÜZÜ KIZARIR, TER BASAR
Sosyal fobisi olan kişi; tanımadık insanlarla karşılaşma ya da başkaları tarafından gözlemlenme ihtimalini düşünerek, belirgin ve sürekli bir korku duyar. Çekindiği bu toplumsal durumla karşılaşması, onda korku ve kaygı doğurur. Buna bağlı olarak yoğun fiziksel yakınmalar da yaşar; terleme, çarpıntı, yüz kızarması, titreme ve soğuk-sıcak basması gözlenir. Sosyal fobisi olanlar ayrıca eleştiriye karşı aşırı duyarlıdır, kendine güvenmez, sosyal ilişki kurmayı başaramaz ve girişken olamazlar.
GÖZLERDEN IRAK DURUR
Sosyal fobik; çekindiği durumun ortaya çıkabilme ihtimali olan sosyal ortamlardan kaçınır ya da yoğun endişe ve sıkıntıyla bu duruma katlanır. Korktuğu ortamlara girdiğinde ise geri planda durur ve çekingen tavırlar sergiler. Örneğin; bir toplulukla bir yerde otururken diğer insanların onu göremeyeceği, onların bakışlarından mümkün olduğunca uzakta bir yere çekilmeyi tercih eder. Aslında yaşadığı bu korkunun aşırı ya da anlamsız olduğunu da bilir ama yine de korkusunu engelleyemez.
HERKES BANA BAKIYOR, BENDEN SIKILIYOR!
Sosyal fobisi olan kişinin sosyal ortamları tanımlamaları da farklıdır! Örneğin; sürekli olarak başkalarının kendisini, davranışlarını izlediğini ve eleştirdiğini düşünür. Bu nedenle başkalarının ne söylediğini, nasıl davrandığını, hatta sessizliğinin sonucunu bile kendine mal eder. Kendinin ya karşı tarafı sıktığını ya da karşı taraftan istenmediğini düşünür ve buna inanır.
Sosyal fobik; en çok toplum içinde konuşmakla ilgili sorun yaşar. ‘Konuşma’ korkusunu; tanıdık kişilerden oluşan küçük bir grup önünde konuşmak, otorite konumundaki (patron, öğretmen, müdür vb.) kişilerle görüşmek, sosyal toplantılara katılmak, toplulukta yemek yemek, telefonla konuşmak ve ev dışında genel tuvaletleri kullanmak gibi korkular takip eder. Söz konusu bu durumlardan mümkün olduğunca kaçınır. Eğer kaçamıyorsa kontrol etmekte güçlük çektiği aşırı panik, terleme, titreme, yüz kızarması ve nefes darlığı gibi duygusal ve bedensel belirtiler ortaya çıkar.
İŞE DÜZENLİ GİDEMEZLER, OKULU YARIDA BIRAKIRLAR
Sosyal fobinin bir diğer zorluk çıkardığı alan da; toplum içinde iş görmeyi son derece güçleştirmesidir. Sosyal fobisi olanların iş kayıtlarının düzensiz olduğu, devamsızlığın çok görüldüğünü bildiren birçok araştırma mevcuttur. Çalışmayı başaran sosyal fobi hastaları da vardır; ancak bu kişiler sosyal fobileri tarafından kısıtlanır, sosyal ilişkiler kurmayı gerektiren işlerden uzak dururlar. Sosyal fobi; kişinin aslında sahip olduğu yeterlilikleri ortaya koymasını engeller ve bir süre sonra da kendisini yetersiz ve işe yaramaz biri olarak tanımlamaya başlar.
Sosyal fobinin en sık olarak başladığı ya da en üst düzeye ulaştığı ergenlik döneminin bir özelliği, gençlerin sosyal ilişkilerini geliştirmeleri gereken bir dönem olmasıdır. Ancak bu dönemde sosyal fobi, ergenin sosyal ilişkilerini geliştirmesini engeller. Bu durumdaki genç; içe kapanık, diğer insanlarla neredeyse hiç ilişki kurmayan ve izole olmuş davranışlar gösterebilir. Aynı sorun eğitim almayı da etkiler. Kişinin daha düşük düzeyde eğitim almasına ya da eğitimi yarım bırakmasına da sebep olabilir.”

Bookmark/share with AddInto
ANKET

Evliliğe Bakışınız Nasıl?

Anket Durumu

Loading ... Loading ...
Son Yorumlar